12 Ekim 2011 Çarşamba

İtalya Gezi Notları SON - Ne yedim, ne içtim?


Eveeeet geldik bir yazı dizisinin sonuna.. Bayıldım artık.. Hala okuyan bir kaç kişi kaldıysa ne mutlu bana. :)

Blogu takip edenler bilir, yemeyi de yemek yapmayı da severim. İtalya benim için bir yeme-içme cenneti olacak diye düşünüyordum. Öyle de oldu. Ama midem mi küçülmüş nedir, istediğim kadar randımanlı yiyemedim. En azından tadabildiğim kadarıyla, italyan mutfağının sadece makarna ve pizzadan ibaret olmadığını söyleyebilirim size. Akdeniz mutfağının gözünü seveyim be. Nerede zeytin var, nerede güneş var, nerede deniz var, orada mutluluk var. İtalyanlara da bayıldım. Zaten Chiara'yı çok seviyordum, ailesiyle tanışınca daha çok sevdim. Yeme serüvenim Chiara'ların otelinde bulunan restoranda başladı. Güney İtalya'da tatile gitmek isterseniz, Agropoli güzel bir durak.. Verde&Blu doğru seçenek. 





İtalya'ya gelişim çok maceralı olmuştu ve akşam saatlerinde vardığım otelde beni bir ziyafet bekliyordu. Akşam akşam yediklerimi çekemedim, çok yorgun ve çok açtım. Oysa, İtalya'da bulunduğum süre içinde en lezzetli yemekleri burada yedim. Akşam ne yediğimi söyleyeyim bari: isli bir peynir ve yanına soğan ve kırmızı biber reçeli (yüzünüzü ekşitmeyin hemen, çok güzeldi, evde kimsenin olmadığı bi gün soğan reçelini deniycem), karışık kızartma, caponata (patlıcanlı bir meze), karidesli patates püresi, tuzlanmış sardalye, ahtapot salatası, domatesli peynirli sıcak meze, üstüne nohutlu midyeli makarna. Makarnayı hesaba katmazsak rakıya çok güzel gidecek bir menü değil mi? :)) Üstüne de semi-freddo denen, yarısı krema, yarısı dondurmalı bir tatlı. 

Karışık kızartmanın fotoğrafını internetten buldum. Restorana gittiğinizde fritto misto (karışık kızartma) derseniz, önünüze genelde  kabak çiçeği, kabak, sardalye, kalamar falan gelecektir. Siz gene de dikkat edin. Kızartma ya, var mı ötesi? :)




Ertesi gün ailece yedikleri Pazar yemeği için toplandık. İşte bir önceki akşam yediğim mezelerden bir kaçı. En başta gördüğünüz; ahtapot salatası (insalata di polpo) (patates, ahtapot, siyah zeytin, maydanoz, zeytinyağı, limon), ortadaki buğday salatası (capari, kurutulmuş domates, hamsi konservesi, buğday, zeytinyağı), en sondaki şakşukadan hallice caponata (havuç, yeşil zeytin, soğan, maydonoz, domates, capari, siyah zeytin, patlıcan, 1 çay kaşığı şeker, sirke). Bu arada italyanların zeytinyağları ve zeytinleri Yunanlılarınkinden çok çok daha iyi.




Restoranın aşçısı Claudio. Benim de bu mutfakta domates doğramışlığım var. :P





Antipastiden (mezeler) sonra primo piatto (birinci yemek) dedikleri makarna yenecek. Bu da gnocchiden hallice bir makarna, tabi ki taze taze yapılmış.. Domtis soslu.. Kimbilir daha neler komuşlardır sosa.. Bir sene daha Ankara'da kalacak olan Chiara'dan faydalanacağım bu konuda. :P  İtalyanlar genelde makarnayı bizim gibi bir öğün olarak tüketmiyor pek, az yiyorlar. Gözlemlediğim kadarıyla. Tabi arkasından gelen bir et yemeği varsa..





Üstüne de secondo piatto (ikinci yemek), et oluyor genellikle..
Sahil kasabasının gözünü seveyim.. Negzel.. Denizden al, at tavaya.. Süper.






Yemeğin üstüne de tatlı ve/ya sert bir espresso. :)

İşte Agropoli'de tatttıklarım böyle.. İsterseniz italyanların kahvaltıda ne yediğine bakalım. Misal; boş cornetto (bir çeşit kuruhasan) veya kızarmış ekmek , reçel, bal, nutella, kahve. Şu alttaki espressodan biraz fazla olan macchiato, yani kırık italyancamla öyle anladım ben. Şu kahve isimlerini bi ezberleyemedim. Bi cappuccinoyu biliyom işte. Öyle ki Starbucks ilk açıldığında kahve ısmarlamak bayağı meşakkatli bir işti benim için. Hala bardak boylarının isimlerini bilmem mesela. Ne öğrencem yaaee.. Hep küçük içiyom zaten.






Chiara'yla çeşni konağına kahvaltıya gittiğimizde anlamalıydım; yemek sonunda ben peynir, zeytin ve domatesleri bitirmiştim; o ise reçeli, tereyağı ve balı. :) İtalyanlar kahvaltıda tatlı bir şeyler yiyip kahve içer. Böyle gördüm, ben de aynen uyguladım. Kaldığım b&b, civardaki Lucarelli diye bir fırında kullanmam için fiş vermişti bana, ne mutlu oldum. Sabah sabah taze kahve içmek ve kah nutellalı, kah kremalı cornettolardan yemek harikaydı. Sabah sabah şeker komasına girsem de, olsundu, yemiştim pişman değildim.

İşte yediğim nanelerden bir demet..
Bomba ve yanında cappuccino.. İçi sırf nutella! Şlaps!




Capuccino ve nutellalı cornetto.





Macchiato con latte ve adını bilmediğim ama ortadaki kremasıyla yediğim en güzel tatlılar top 10'a hızla giriş yapan tatlı şey! Aynı kremayı bazenleri de cornettonun içine koyuyolardı, offf.. Negzeldi yaaa..





Geldik öğle yemeklerimeee.. Ben genelde peynircilerden, marketlerden, fırınlardan alışveriş yapıp, kendime mini sandviçler hazırlıyordum veya tavola calda diye tabir edilen sıcak zeminde kuzu kuzu yatan pizzalardan kestirip ısıttırıyordum. Al marketten de bi bira veya bi kola. Al sana öğle yemeği.








Bir öğlen de civardaki Gioia Mia (Neşem, mutluluğum anlamına geliyor) (tamam, içimdeki Pollyanna'ya yenildim!) da antipasti (meze) tabağı aldım, gayet doyurucuydu. İtalyan da çoktu etrafta, tavsiye ederim.Bu fotoğraftan göreceğiniz gibi vino di casa (ev şarabı- restoranın kendi yaptığı şarap) ısmarladım çoğu yerde. Yani kola 3 euro, yarım litre ev şarabı 4 euro, tabisi de şarap diyorum.






Bir öğlen de Martina'yla A Casa di Alice diye bir spagetticiye gittik, şahaneydi! :)  Ben limonlu spagetti aldım, Martina ise deniz ürünlü.









Bir gün birlikte castel romano outlete gittik. Bi halt yok, gitmeyin. Yani uygun fiyata ayakkabı, çanta düşürürüm felan demeyin. Düşmüyo onlar. Aynı bizdeki outletler gibi; ya hiç satılmayan zevksiz şeyler var ya da çok pahalı sezon kıyafetler.. Servisi Termini'den alıyor, Termini'ye bırakıyor. Kişi başı da 12 euro para. Neyse, o outlette italyan usulü fast-food menü yedim. İşte suppli'yle o gün tanıştım. Efenim suppli içi pirinçli bir köfte, bazenleri içinden mozzarella ve zeytin, bazen balık, bazen de domtis ve mozzarella çıkıyor, insanın içini açıyor, moralini düzeltiyor, karbonhidrat patlaması yaşatıyor. Dilim margherita pizzam, supplilerim ve tatlım karşınızda. 








"Pekiii diyetimize (!) uygun olarak, sık sık beslenmemiz gerekmiyor mu?" diye soranlar oluyordur şimdi.. Tabi ki sık sık atıştırmak gerekiyor! Mesela 1'de öğle yemeğimizi yedik, saat 3-4 oldu, napıcaz? Hemen gidip dondurma veya kahve yanında tatlı bir kaç mini pasta alıcaz. Formumuza özen göstericez (!). 





Nobel Pastanesi bizim kursa çok yakındı, aralarda buraya geliyorduk. Burası da çok güzel. :)






Sabahtan öğlene, öğlenden akşama sırtınızda gülle gibi çantanızla gezdiniz mi, dere tepe düz gittiniz mi, Roma güneşinin altında ter döktünüz mü, amele yanığı oldunuz mu? Güzeell.. O zaman şimdi odanıza gidin duşunuzu alın, üstünüze güzel bir şeyler geçirip akşam yemeğine gidin, hadi gözüm görmesin..

Biz akşamları neler yedik.. Mesela calzone.. Kapalı pizza. Prosciutto ve mozzarellalısını tek geçerim. Circolo degli artisti'de yedim, pek beğenmedim ama Lucarelli'de yediğim şahaneydi. (kötü fotoğraf için özür)




İki akşam Trastevere'de yedik. Birinde La Canonica diye bi restoranda. Gitmeyin, çok dandik bir yer. Orada Roma'ya özgü bir şeyler yiyeyim diye fritto misto ve coda alla vaccinara istedim. Efenim coda alla vaccinara, dananın kuyruk sokumundan yapılan bir et yemeği. Vedat Milor'un tavsiyesi. Hata bende, devamlı sakatatları löp löp mideye indiren adamın tavsiye ettiği şeyi neden istersin be kadın? Sırf kemikti valla, eti varmışsa da o sosların arasında görünmüyordu; araştırmacı kişiliğime lanet okuduğum bir andı. Daha fazla hatırlamak istemiyorum. Karışık kızartma da hem çok yağ çekmişti hem de sebzeleri batırdıkları sos nasıl bişeyse ne yediğimi anlayamamıştım. Ama buyrun bakın, böyle bişeylerdi.







Bir akşam da başka bir restorandaydık Trasteverede.. Onun adını yazmamışım bi kenara. Siz La Canonica'ya gitmeyin de, nereye giderseniz gidin. Orada rigatoni alla carbonara yedik. Carbonara soslu makarnalar Roma'ya özgü. Çok ağır ama bir o kadar da lezzetli. İçinde prosciutto, peynir, yumurta sarısı ve sanırım krema da var. Yemeklerin kötü tarafı biraz fazla tuzlu olması. Tuz problemi olanlar İtalya'da biraz zorlanabilir.






Campo dei Fiori meydanına bakan bir restoranda yediklerimiz. Ortaya melanzane alla parmigiana (damak tadımıza çok uyan, peynir, kızarmış patlıcan ve domates sosunun muhteşem buluşması! benim blogda tarifi var) aldık. Esra lazanya, ben de ıspanaklı peynirli ravioli aldım, pek güzeldi. Bu ünlü  meydanlara bakan restoranlarda makarnalar 12-13 euro civarında. Trastevere'de genellikle 8-9 euroydu. 









Roma'da uygun fiyata yemek isterseniz, aperativo veya başka bir deyişle happy hour'ları gözleyin derim.  Genelde 18:00'de başlıyor. Turistik yerlerde, bir içki dahil 9-10 euro civarında, turistik olmayan yerlerde 6-7 euro oluyor. Sınırsız açık büfe.. Genelde makarna, pizzacıklar, mezeler ve tatlı oluyor. 








Size tavsiye edebileceğim bir restoran, L'archetto. Trevi çeşmesine çok yakın, harika bir spagettici. Biz önden birer kabak çiçeği kızartması ve suppli aldık, sonra da sanırım 50 çeşit spagetti arasından seçtiğimiz 3 çeşit spagettiyi mideye indirdik. Muhteşemdi, kesinlikle gitmeniz lazım. Cevizlisi ve karideslisi harikaydı! Tahmin edebileceğiniz gibi aperatifler 4-5 euro, makarnalar 10-12 euro civarında.






Üstüne de bir dilimcik pasta paylaştık fena mı? Yanına da espresso. Gelsin uykusuz geceler! Yok ya, yaşlanıyom mu ne, uykum kaçıyo artık kahve içtikten sonra. Valla sabaha kadar dikildim durdum. Ama iyi ki dikildim durdum, o akşam Roma'da Vogue dergisinin partisi vardı, tüm dükkanlar açıktı, açık hava partisinde eğlendik. Diyorum ya, Roma süprizlerle dolu! :)





Bu pek uzun yemek yazısını da Bucatino'yla sonlandırmak isterim. Antipasto ödüllü bu restoranı Mehtap hanımdan öğrendim. Kendisine Roma'ya geleceğimi haber veren bir mail atmıştım, o da sağolsun, benimle ilgileneceğini yazmıştı. İstanbul'dan Roma'ya gitmek için uçak kapısında beklerken kimi göreyim? Federico ve Mehtap hanım! :) Ben onu tanıdım da, o beni tanımadı tabi. Çok hoş bir tesadüf oldu. :)

Bucatino'yu öğrenmek kolay, bulmak zor oldu ama. Piramide metro durağında indik; metronun çok yakınında olduğunu söylemişti Mehtap hanım. Ben de o akşam rehber biraz ağır olduğu için, yanıma almamıştım, dolayısıyla merkez dışında hiç bir yeri göstermeyen dandik haritamızla ortada kaldık. Ben telefonda yer ayırtmıştım ve adresi "Via Luca Dell'Arabbia" olarak anlamıştım. Gittik ordaki bir kafenin önünde duran bi garsona sorduk, başka adam yoktu etrafta. Türk mantığıyla "şimdi bi restorana öbür restoranı sormak ayıp olur" diyerek, sadece caddenin nerede olduğunu sorduk. Adam suratımıza kah kah gülmez mi.. Ben yerin dibine geçmez miyim.. Amca "siz Via della bocca della verita" yı diyorsunuz demesin mi? "Hay Allah yanlış anlamışım demek ki" dedim ama rehber de yok bakamıyorum cadde ismine falan. Amca bizi bi otobüs durağına gönderdi, bindik gittik Bocca della Verita meydanına. (bu heykelin ağzına elimizi sokmuşluğumuz var, kapmadı çok şükür. :P ) Arıyoruz, tarıyoruz, yok öyle bi cadde. Sonunda ümidimizi kesip Trevi'ye gittik. İşte o akşam l'archettoyu gördük de oturduk. O akşam eve gittim baktım rehbere, caddenin adı meğer, "via luca della robbia"ymış.. Sen bana güleceğine, aç da..Neyse ağzımı bozmıyım burda.. Ertesi gün gittik, bulduk ve çok güzel yemekler yedik. Antipasti tabağı yaptık kendimize açık büfeden; ben karidesli risotto yedim, Esra da gnocchi..Her şey çok lezzetliydi. İki kişi 2 antipasti tabağı (ayılık yaptık, itiraf ediyorum), iki ana yemek ve yarım litre sofra şarabına 38 euro para verdik. Süper fiyat!

İşte antipasti tabağımız. :)





"Pek randımanlı yiyemedim yazmışım" ya en tepeye.. Şu yazıyı baştan sona okuyunca utandım be.. Öküz gibi yemişim afedersiniz. :) Neyse, aldığım kilolar bir yana, çok güzeldi her şey.. Bir İtalya macerası herkese lazım. Sabırla okuyan herkese teşekkürler.. Başka bir yolculukta görüşmek üzere, bu yolculuk mutfağa da olabilir, Viyana'ya da (bekle beni sacher, ay pardon, Dilek, geliyorum Aralıkta!).. Maksat yolculuk olsun, maksat yemek olsun, maksat muhabbet olsun..  :)


8 yorum:

birdysevda dedi ki...

Okudukça ağzım sulandı,çok iyi yapmışın afiyet şeker olsun.Burada (İzmit-Adapazarı civarları) neden bir İtalyan Restoranı yok doğru dürüst nedeen diyesim geldi :)

Seda'nın Günlüğü dedi ki...

Ne mutlu sana. Allah sağlık versin de gezebildiğin kadar gez. Bak şimdi kendimi bir an yaşlı hissettim :) ben şu birkaç yıl izinliyim, inşallah çocuklar büyüsün, serpilsin diye bekliyorum :) Gitmek istediğim yerler arasında İtalya var, umarım birgün kısmet olur.
Sevgiler...

Epicurious dedi ki...

Bu nasıl iştah açıcı bir post böyle yemin ediyorum okurken hiç bitmesin istedim:) Aslında senin bütün İtalya serini hayranlıkla takip ettim desem yeridir. Benim yıllardır üşenerek yapmadığımı yaptığın ve bize Romayı yeniden gezdiğin için teşekkürler. Ben de senin gibi Floransa'yı bana anlatıldığı kadar etkileyici bulmamıştım. Ama genel olarak gayet keyifliydi tabi :)
Tekrar eline sağlık :)

Ayazma dedi ki...

Birdysevda, italyayı evine getirebilirsin. Benim blogdaki bir kaç tarife göz at derim. ;)

Sedacım, valla çoluk çocuk yok bende, geziyorum mümkün oldukça. İnşallah sana da nasip olur İtalya'ya gitmek. :)

Epicurioussss, yorumlarını da yazılarını da özlemişim. :)

Epicurious dedi ki...

daha sık yazmak için elimden geleni yapacağım :) Bu arada sessiz kaldığım dönemde senin yoğun çikolatalı kek tarifini denedim gerçekten harika oldu :)

Asiye dedi ki...

Canım, yazılarını az evvel ayıla bayıla okudum.( az evvel diyorum ya, saatlerdir başındayım) :)) 1.bölümden başladım, o kadar sürükleyiciydi ki, hiç ara vermeden 11. bölüme gelmişim. bölüm aralarında durup soluklanmadan, aradaki yazılara yorum da yapmadan...(bir sonraki bölümü okumadan yazmayayım. Diğer bölümde neler olacak bir bakayım diyerekten) :)
Sefan olsun canım, ohh olmuş, ne güzel olmuş.
En kısa zamanda görüşmek ve gülüşmek dileğiyle sevgi ile öpüyorum.

Ayazma dedi ki...

Ne mutlu bana Asiyecim. En kısa zamanda görüşelim! :)

doktorcum dedi ki...

Çok iştah açıcı. Roma'da yemek kursuna gitme planınız da başarılı oldu mu?

Related Posts with Thumbnails